Hayat, Anlatılmaya çalışıldığında kelimelere sığmayan; yaşandıkça öğreten, öğrettikçe de insanın gerçek yüzünü ortaya çıkaran büyük bir imtihandır. İnsanın doğruları söylemesi her zaman karşılık bulmaz. Gerçeği göstermek istemesi de çoğu zaman sonuç vermez. Çünkü bazı insanlar, hayatı olduğu gibi görmek yerine, yalnızca kendi pencerelerinden bakmayı tercih ederler. Onlar için hakikat değil, kendi istekleri önemlidir.
Böyle insanlar yalnızca görmek istediklerini görür, duymak istediklerini duyarlar. Sanki hayat bütün nimetleri kendileri için yaratmış, bütün haklar yalnızca onlara verilmiş gibi davranırlar. Sahip olduklarıyla yetinmek yerine, daha fazlasını elde etmek için her yolu kendilerine meşru görürler. Haklı ile haksız arasındaki çizgi, vicdanlarına göre değil çıkarlarına göre şekillenir.
Zamanla insan, sahip olduklarının efendisi olduğunu sanırken aslında nefsinin esiri haline gelir. Gözleri açgözlülükle perdelediğinde, başkalarının hakkını görmez olur. Kul hakkını, adaleti, merhameti ve vicdanı ikinci plana iter. Oysa insanın toprağın üzerinde attığı her adımın, söylediği her sözün ve uzandığı her lokmanın bir hesabı vardır. Hiç kimse görmese de gören bir Kudret vardır. İnsan bundan habersiz değildir; sadece bazen bunu hatırlamak istemez.
Ne gariptir ki, dünya malı için birbirini kıranlar, sonunda elleri boş gideceklerini unutur. Daha fazlasını kazanma hırsı, onlara sahip olduklarının gerçek sahibi olmadıklarını unutturur. Oysa insan, dünyaya sahip olmak için değil, emaneti hakkıyla taşımak için gönderilmiştir. Çünkü bugün "benim" dediğimiz her şey, yarın bir başkasının olacaktır.
Asıl zenginlik, çok şeye sahip olmakta değil; sahip olduklarının hesabını verebilecek bir vicdana sahip olmaktadır. Çünkü gözünü hırs bürüdüğünde insan, gerçeği değil işine geleni görmeye başlar. Ve insanın başına gelebilecek en büyük yoksulluk, malının azlığı değil; vicdanının ve merhametinin eksilmesidir.
Unutulmamalıdır ki, toprağın üstünde kibirle yürüyen herkesin yolu, bir gün toprağın altına varacaktır. Geriye ne makam kalacaktır ne de servet. Geriye sadece insanın yaptığı iyilikler, bıraktığı izler ve taşıdığı vicdan kalacaktır. İşte bu yüzden hayat, sahip olmakla değil; hakka, adalete ve insanlığa sahip çıkabilmekle anlam kazanır. Çünkü insanın gerçek değeri, dünyada ne kadar topladığıyla değil, ahirete ne kadar temiz bir kalple gidebildiğiyle ölçülür.