İnsan, bu dünyadan sadece attığı adımlarla değil, dokunduğu hayatlarla da iz bırakır. Bazen içten bir tebessüm, bazen samimi bir söz, bazen de karşılık beklemeden yapılan küçük bir iyilik; bir insanın hayatını değiştirebilir. Çünkü hayat, iyi niyetle yeşerir.
İyi niyet görünmez ama etkisi her yerde hissedilir. Bir ağacı diken ellerin ardındaki düşüncedir onu anlamlı kılan. Bir çiçeği sulayan merhamettir onun rengini güzelleştiren. Bir canlıyı koruyan vicdandır yaşamı çoğaltan. Aynı şekilde bir insana uzatılan sıcak bir el, umudunu kaybetmek üzere olan bir yüreği yeniden ayağa kaldırabilir.
Kötü niyet ise sessizce yayılır. Önce güveni eksiltir, sonra sevgiyi tüketir. Ardından insanların kalplerine kuşku, öfke ve kırgınlık yerleşir. Zamanla sadece insan ilişkileri değil, yaşama olan inanç da solmaya başlar. Çünkü kötülük, dokunduğu her yerde iz bırakır; tıpkı kuruyan bir dalın artık meyve verememesi gibi.
Hayatın bize her gün sorduğu görünmez bir soru vardır. Dokunduğumuz yerde çiçekler mi açıyor, yoksa umutlar mı soluyor? Bıraktığımız izler sevgiyle mi hatırlanıyor, yoksa kırgınlıklarla mı?
Asıl zenginlik, arkamızda güzel hatıralar bırakabilmektir. İnsan, sahip olduklarıyla değil; gönüllere kattığı değerle büyür. İyi niyet, paylaştıkça eksilmeyen tek servettir. Bir insanın kalbine umut olabilmek, bazen en büyük başarıdan daha kıymetlidir.
Ünlü şairin dile getirdiği gibi:
"Memleket isterim; gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun."
Aslında hepimizin özlemi de bundan farklı değildir. İnsanların birbirine güvenle baktığı, merhametin güçsüzlük değil erdem sayıldığı, sevginin ve vicdanın hayatın merkezinde olduğu bir dünya...
Unutmayalım ki dünya, onu güzelleştiren insanların omuzlarında yükselir. Bugün bir kalbi kırmak da bizim elimizde, bir kalbe umut olmak da. Seçim ise her zaman niyetimizdedir.
Dokunduğunuz yerde çiçekler açsın. Ardınızda iyilik konuşulsun. Çünkü insan, dünyayı elleriyle değil; kalbiyle güzelleştirir.