Paylaş:
İnsan, hayatı boyunca kendini farklı şeylerle tanımlamaya çalışır. Kimi sahip olduğu servetle övünür, kimi makamıyla, kimi bilgisiyle, kimi de alkışlarla ayakta kalacağını zanneder. Oysa zaman, herkese aynı gerçeği sessizce fısıldar: Hiçbir unvan sonsuz değildir, hiçbir zenginlik ölümsüzlük satın alamaz.
Cebinde serveti taşıyan da bir gün bu dünyadan göçüp gidecek, cebinde yalnızca bir otobüs bileti bulunan da. Birinin kasaları dolu olacak, diğerinin cebinde son parasından başka hiçbir şey bulunmayacak. Fakat toprağın kapısı açıldığında ikisi de aynı sessizliğe teslim olacak.
Profesörün yıllarca emek vererek giydiği cübbe de bir gün anlamını yitirecek. Okuma yazma bilmeyen nasırlı eller de aynı toprağın altında dinlenecek. Çünkü ölüm, insanların birbirine biçtiği değerlerle değil, yaratılışın değişmez adaletiyle gelir.
Hayat boyunca alkışlarla büyüyen insanlar vardır. Kalabalıklar onları omuzlarında taşır, isimleri dilden dile dolaşır. Bir de sessiz yaşayanlar vardır. Belki adlarını mahallelerinden başka kimse bilmez. Ama zaman geldiğinde alkışlar susar, sessizlik konuşur. O an herkes aynı yalnızlıkla yüzleşir.
Şampiyonluk kupaları, madalyalar, diplomalar, makam koltukları, pahalı saatler ve gösterişli evler insanın kalıcı sandığı şeylerdir. Oysa yıllar geçtikçe metal paslanır, kâğıt sararır, binalar yıpranır. Geriye yalnızca insanların kalbine bırakılan izler kalır.
Cellat da ölür, darağacına çıkan da. Güç sahibi olan da gider, güçsüz görünen de. Dünya, hiç kimseye sonsuz bir rol vermez. Bugün alkışlananlar yarın unutulur, bugün küçümsenenler ise belki de ardında en güzel hatıraları bırakır.
İnsan, zamanı satın alabileceğini sanarak ömrünü saatlerle ölçer. Daha hızlı yaşamak ister, daha çok kazanmak, daha fazla biriktirmek ister. Fakat hiçbir saat ömrün süresini uzatamaz. Takvim her gün bir yaprağını eksiltirken aslında insandan da bir gün eksiltir. Zaman kimseye borçlu değildir. Beklemez, acımaz, geri dönmez.
Sonunda hepimizi aynı toprak karşılar. O toprak zenginle fakiri ayırmaz. Makam sahibine ayrı, sıradan insana ayrı davranmaz. Herkesi eşitler. Geriye yalnızca güzel bir ahlak, temiz bir vicdan ve insanların gönlünde bırakılmış güzel hatıralar kalır.
Bu yüzden hayatı büyük gösterişlerle değil, güzel davranışlarla yaşamak gerekir. Çünkü insan öldüğünde cebindeki para onunla gitmez. Yaptığı iyilikler, kırmadığı kalpler, tuttuğu sözler ve bıraktığı güzel izler yaşamaya devam eder.
Belki bir gün bu satırları yazan eller de duracak, bu yazıyı okuyan gözler de kapanacak. Fakat dünya ertesi sabah yine güneşini doğuracak, çocuklar yine gülecek, fırınlardan yine sıcak ekmek kokusu yükselecek. Hayat biz olmadan da devam edecek.
Öyleyse geride unutulmayacak bir servet bırakmak istiyorsak, bankalarda biriken parayı değil, insanların dualarında yaşayacak güzel bir ismi biriktirelim. Çünkü toprağın önünde hepimiz eşitiz. Bizi birbirimizden ayıracak tek şey, yaşarken gösterdiğimiz ahlak, vicdan ve insanlıktır.
Asıl mesele, ne kadar yaşadığımız değil, yaşarken kaç kalbe dokunabildiğimizdir. Çünkü insanın gerçek mirası, geride bıraktığı eşyalar değil, ardında uyandırdığı duygulardır. Bir gün her şey sessizliğe karıştığında, hatırlanacak olan ne sahip olduklarımız ne de söylediklerimiz olacak; insanlara nasıl davrandığımız, onların hayatında nasıl bir iz bıraktığımız olacaktır.