Yıllar sonra öğrendim ki; bağırıp çağırmana gerek yok.
Sesini duymak isteyene bir fısıltın yeter.
Yaş aldıkça insan, geriye dönüp baktığında en çok sesini yükselttiği anlara şaşırıyor. Önceki zamanlarda, doğruyu anlatmak için çırpınışlarını, kelimeleri çoğaltıp sabrı eksilttiğini hatırlıyor. Meğer mesele anlatmak değil, kimin dinlediğini bilmekmiş.
Eskiden insan, her söze cevap vermeyi borç sanırdı. Susmak zayıflık, sessizlik kayıp gibi gelirdi. Oysa yıllar geçtikçe anlaşılıyor ki her açıklama değerli değil, her tartışma gerekli hiç değil. Bazı cümleler söylenmediğinde, bazı kapılar zorlanmadığında daha az kırılıyor insan.
Yaşlılık, sesi kısmak değil; gürültüden uzak durmayı öğrenmekmiş. Kalbi yoran konuşmalardan, sonuçsuz çabalardan geri çekilmeyi bilmekmiş. Önceden yükseltilen seslerin çoğunun boşluğa çarptığını, anlaşılmanın ise sakinlikte gizli olduğunu fark ediyorsun.
Artık insan biliyor: Dinlemek istemeyen için kelimeler israftır. Anlamak niyeti olmayan için en doğru söz bile ağır gelir. Ama gönlünü açmış olana bir bakış, yarım bir cümle, hatta suskunluk yeter.
Ve yaş aldıkça şu gerçek yerleşiyor insanın içine:
Bağırmak, geçmişin telaşıydı.
Sükûnet, bugünün bilgeliği.
Sesini duymak isteyene ise hâlâ bir fısıltı yeter.
Fısıltının Öğrettiği
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 115