Paylaş:

Bir erkeğin hayatına bakarken genellikle başarılarına, kazandıklarına, konumuna ya da gücüne odaklanırız. Oysa bir erkeğin gerçek hikâyesi, tüm bunların çok ötesinde bir yerde gizlidir: Yanında yürümeyi seçtiği kadında. Çünkü erkek, aslında bir kadını değil; o kadınla yaşayacağı hayatın biçimini, tonunu ve derinliğini seçer.

Bir kadın, erkeğin aynası gibidir. Onun sabrını, sevgisini, öfkesini ve vicdanını en saf haliyle yansıtır. Bir erkek, hayatına hangi kadını dahil ettiyse, aslında o kadının ruhuyla bir yolculuğa çıkmıştır. O yolculukta kimi zaman sessiz bir huzur, kimi zaman da yakıcı bir fırtına vardır. Ama her durumda o kadının varlığı, erkeğin iç dünyasını şekillendirir.

Bir erkek, zarafeti seçtiyse hayatı da zarifleşir; bilgeliği seçtiyse derinleşir. Sevgi dolu bir yüreği yanına aldıysa, dünyası anlamla dolar. Ama öfke, kibir ya da ilgisizlikle yoğrulmuş bir kalbi seçtiyse, kendi içinde savaş bitmez. Çünkü kadının enerjisi, erkeğin hayatının ritmini belirler.

Bir erkek, kadının elini tutarken aslında kendi kaderini tutar. O el, bazen yön gösterir, bazen sükûnet verir, bazen de bir sınavın kapısını aralar. Fakat hangi biçimde olursa olsun, kadının varlığı erkeğin içsel yolculuğunun pusulasıdır.

Sonuçta bir erkeğin gerçek zenginliği, banka hesaplarında değil; yanında yürüyen kadının yüreğinde saklıdır. Çünkü o kadın, onun hayatına anlam katan, sözlerine derinlik, bakışlarına yön veren hikâyenin ta kendisidir.

Ve en sade gerçeğiyle:
Bir erkek, kadını seçtiğinde aslında kim olacağını da seçer.