Karanlık ve Işık Nedir?
İnsan, yüzyıllardır karanlığı korkunun simgesi olarak gördü. Oysa eski bilgeler karanlıktan değil, bilinçsiz yaşamaktan korkarlardı. Çünkü bilirlerdi ki karanlık her zaman kötülük anlamına gelmez. Tohum toprağın karanlığında filizlenir. Anne rahmindeki sessizlik yeni bir hayatın başlangıcıdır. Gece, gündüzün düşmanı değil; onun tamamlayıcısıdır.
Hayatta hiçbir şey tek başına anlam kazanmaz. Işık, karanlık sayesinde fark edilir. Sessizlik olmasa sözün değeri bilinmez. Zorluk yaşanmadan kolaylığın kıymeti anlaşılmaz. Varlığın dengesi, birbirini tamamlayan karşıtlıkların uyumunda gizlidir.
Sorun karanlıkta değildir.
Sorun, insanın bu dengeyi unutmasındadır.
İnsan sadece bir tarafa tutunmaya başladığında hakikat parçalanır. Her şey siyah ya da beyaz görünmeye başlar. Oysa hayat, bu iki rengin arasındaki sonsuz tonlardan oluşur.
İşte gölge tam da burada doğar.
Gölge başlı başına bir güç değildir. Kendi ışığını üretemez. Kendi gerçeğini inşa edemez. Sadece var olanı eğip büker, anlamını değiştirir ve insanın zihninde başka bir şekle sokar.
Bu yüzden en büyük tehlike açık kötülük değildir.
En büyük tehlike, hakikatin bozulmuş hâlidir.
Çünkü insanlar çoğu zaman yalana değil, gerçeğin çarpıtılmış biçimine inanırlar.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Bilgi, insanı olgunlaştırması gerekirken kibire dönüşebilir. Güç, adaleti koruması gerekirken baskının aracı olabilir. İnanç, insanı merhamete ulaştırması gerekirken katı bir dogmaya dönüşebilir. Sevgi, özgürleştirmesi gerekirken sahiplenmeye dönüşebilir.
Hiçbiri başlangıçta kötü değildir.
Kötü olan, ölçünün kaybolmasıdır.
Hayatta aşırılık, çoğu zaman iyiliğin kılık değiştirmiş hâlidir. Çünkü denge kaybolduğunda erdem bile zarar vermeye başlar.
Bu nedenle insanın asıl mücadelesi dışarıdaki karanlıkla değil, kendi içindeki bilinç kaybıyla olmalıdır.
Kendini tanımayan insan, gördüğü her şeyi eksik yorumlar. Kendi korkularını gerçek zanneder. Kendi öfkesini adalet sanır. Kendi hırsını başarı diye alkışlar.
Oysa bilinç, insana sadece doğruyu göstermekle kalmaz; doğruyu hangi niyetle yaptığını da sorgulatır.
Gerçek olgunluk, sürekli ışıkta kalmak değildir.
Ne zaman geri çekileceğini, ne zaman susacağını, ne zaman konuşacağını, ne zaman bekleyeceğini bilmektir.
Çünkü bazen sessizlik en güçlü cevaptır.
Bazen karanlık, yeniden doğabilmek için ihtiyaç duyulan dinlenme alanıdır.
Bazen de ışık, insanın kendisini görebilmesi için üzerine çevrilmiş bir aynadır.
Hayatın dengesi, iki kutuptan birini seçmekte değil; ikisini de yerli yerine koyabilmektedir.
İnsan bunu başarabildiğinde gölge etkisini kaybetmeye başlar. Çünkü gölge, ancak bilinçsizliğin içinde büyür. Bilincin olduğu yerde ise hakikat, ne karanlıktan korkar ne de ışıkla kibirlenir.
Belki de gerçek aydınlanma, ışığı aramak değil; ışık ile karanlığın aynı yaratılışın parçaları olduğunu anlayabilmektir.
Çünkü insan, ancak dengeyi bulduğunda kendini bulur.