Dünyanın en akıllı insanı kimdir? Bu soruya çoğumuzun vereceği ilk cevap bellidir: En yüksek IQ’ya sahip olan, en hızlı düşünen, en çok bilgiye sahip olan ya da karmaşık problemleri herkesten önce çözen kişi…
Ama gerçekten öyle midir?
Belki de zekâyı yalnızca rakamlarla, testlerle ve akademik başarılarla ölçmek; insanı tanımaya çalışırken sadece yüzüne bakıp karakterini anlamaya çalışmak gibidir.
Çünkü gerçek zekâ, sadece bilmek değil, bildiğinin sınırını bilmektir.
Bir insan çok şey bilebilir. Çok kitap okuyabilir, birçok konuda uzmanlaşabilir, herkesin çözemediği problemleri çözebilir. Fakat öfkesini yönetemiyorsa, insanları anlamıyorsa, kendi hatasını kabul edemiyorsa, sahip olduğu bilgi onu gerçekten “akıllı” yapar mı?
Bence yapmaz.
Asıl zekâ, insanın kendisiyle kurduğu ilişkide ortaya çıkar.
Zeki insan önce kendisini sorgular
Gerçekten akıllı bir insan, her tartışmada haklı çıkmaya çalışmaz.
Çünkü bilir ki insan bazen en çok kendi düşüncelerinin içinde yanılabilir.
“Ben yanlış düşünüyor olabilir miyim?”
Bu cümleyi kurabilmek, sanıldığından çok daha büyük bir zekâ göstergesidir.
Kendisinden emin olmak başka şeydir, kendisini sorgulamamak başka…
Zeki insan fikirlerine sahip çıkar ama fikirlerinin esiri olmaz.
Yeni bir bilgiyle karşılaştığında “Ben bunu bilmiyordum.” diyebilir.
Çünkü onun için bilmemek bir utanç değil, öğrenmemek bir eksikliktir.
En büyük zekâ, insanı okuyabilmektir
Hayat bize matematik problemlerinden çok daha karmaşık insanlar çıkarır.
Bir insanın söylediğiyle yaptığı arasındaki farkı görebilmek, niyetini davranışlarından anlayabilmek, suskunluğunun arkasındaki duyguyu fark edebilmek…
Bunlar da zekânın başka bir boyutudur.
Bazı insanlar çok konuşur ama az şey söyler.
Bazıları ise birkaç kelimeyle koca bir gerçeği anlatır.
İşte gerçek akıl, kelimelerin kalabalığına değil, anlamın derinliğine bakar.
Zekâ ile vicdan aynı yerde buluşmadığında
Belki de üzerinde en çok düşünmemiz gereken konu budur.
Çünkü zeki olmak tek başına iyi insan olmak anlamına gelmez.
Bir insan çok zeki olup başkalarını kandırabilir.
Çok bilgili olup bilgisini insanları küçümsemek için kullanabilir.
Çok başarılı olup başkasının hakkını hiçe sayabilir.
Yani zekâ, tek başına insanı değerli yapmaz.
Zekâyı değerli yapan, onun hangi amaçla kullanıldığıdır.
Vicdanla birleşen zekâ insanı yükseltir.
Kibirle birleşen zekâ ise insanı yalnızlaştırır.
En akıllı insan belki de en sakin olandır
Hayatın içinde bunu defalarca görürüz.
Bir tartışmada herkes sesini yükseltirken bir kişi susar.
Herkes hemen karar verirken bir kişi bekler.
Herkes öfkeyle hareket ederken bir kişi sonuçlarını düşünür.
İşte bazen en büyük zekâ, cevap vermek değil; hangi cevabın verilmemesi gerektiğini bilmektir.
Çünkü her söze cevap vermek zorunda değiliz.
Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz.
Her yanlışı düzeltmek zorunda değiliz.
Her insanı ikna etmek zorunda hiç değiliz.
Bazen insanın kendisine yaptığı en büyük iyilik, susmayı öğrenmesidir.
Peki dünyanın en akıllı insanı kim?
Belki de dünyanın en akıllı insanı, herkesten fazla bilen kişi değildir.
Belki;
Hatasını kabul edendir.
Bilmediğini söylemekten utanmayandır.
Öfkeliyken karar vermeyendir.
Kırıldığında başkasını kırmayandır.
Gücünü başkasını ezmek için kullanmayandır.
Kendisine yapılan kötülüğü, karakterini bozmak için bahane etmeyendir.
İnsanları anlamaya çalışandır.
Ve en önemlisi…
Zekâsını insanlığından üstün görmeyendir.
Çünkü hayatın sonunda kimse kaç problemi çözdüğümüzü, kaç kitap okuduğumuzu veya ne kadar çok şey bildiğimizi hatırlamayabilir.
Ama nasıl bir insan olduğumuz hatırlanır.
Belki de gerçek zekânın en güzel tanımı budur:
Akıl sana doğru yolu gösterebilir; fakat o yolda nasıl yürüyeceğine karakterin ve vicdanın karar verir.
Bu yüzden dünyanın en akıllı insanı olmak istiyorsak, önce dünyanın en çok bilen insanı olmaya değil; en çok anlayan, en doğru düşünen ve sahip olduğu aklı iyilik için kullanabilen insan olmaya çalışmalıyız.
Çünkü bilgi insanı güçlü yapar.
Ama bilgeliğe dönüşen bilgi, insanı değerli yapar.