Paylaş:

Hayat bazen öyle bir hâl alıyor ki, neresinden tutsan elinde kalıyor. İnsanlar birbirine yakın görünse de aslında her geçen gün biraz daha uzaklaşıyor. Kalabalıklar büyüyor ama yalnızlık da aynı oranda artıyor. Umursamazlığın hüküm sürdüğü bir zamanda vicdanlı kalabilmek, doğru olanı savunabilmek ve insan gibi yaşayabilmek her geçen gün daha zor hâle geliyor.

Belki de asıl mesele, böylesine karmaşık bir dünyanın içinde kendimize sağlam bir yer bulmaya çalışmamızdır.

Oysa hayatın özü oldukça basittir. Bize verilen zamanı en güzel şekilde değerlendirmek ve insanlığımızı kaybetmeden yaşayabilmek. Ne kadar güçlü olursak olalım, ne kadar zenginleşirsek zenginleşelim, ne kadar çok şey biriktirirsek biriktirelim, sonunda hepimizin varacağı yer aynıdır.

Bir gün biz de dalından kopan yapraklar gibi sessizce ayrılacağız bu dünyadan.

İnsan çoğu zaman bunu unutuyor. Sanki zaman hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyor. Kırdığı kalpleri önemsemiyor, yaptığı haksızlıkları küçümsüyor, sahip olduklarıyla övünüyor ve kendisini vazgeçilmez sanıyor. Oysa doğduğumuz gün işlemeye başlayan saat, aynı zamanda ömrümüzden eksilen zamanın da habercisidir.

Filmin sonunu herkes biliyor. Bilinmeyen tek şey, o son sahnenin ne zaman geleceğidir.

Belki de insan bu yüzden ölümü daha sık hatırlamalıdır. Çünkü ölümü hatırlayan insan, hayatın değerini daha iyi anlar. Kibirden uzaklaşır, merhamete yaklaşır. Hırslarının peşinde koşarken kaybettiği değerleri yeniden fark eder. Bir gün her şeyin sona ereceğini bilen kişi, geride bırakacağı izleri düşünmeye başlar.

Büyük usta Haluk Bilginer'in sözlerinde derin bir hakikat vardır. En iyisini yapmadan öleceğiz bir gün. Hepimizin yarım kalan hayalleri, yetişemediği hedefleri ve tamamlayamadığı hikâyeleri olacak. Hiçbirimiz kusursuz olmayacağız.

Fakat mesele kusursuz olmak değildir.

Mesele iyi olabilmektir.

Kimsenin görmediği yerde doğru olanı yapmak, gücün varken adaletten ayrılmamak, bir insanın derdine ortak olabilmek ve vicdanını kaybetmeden yaşayabilmek en büyük başarıdır.

Çünkü insanın gerçek değeri sahip olduklarında değil, geride bıraktığı izlerde saklıdır. Söylenen güzel bir söz, uzatılan bir yardım eli, kırılmış bir gönlü onarmak ya da bir insanın yükünü hafifletmek bazen yıllarca hatırlanacak kadar kıymetlidir.

Günün sonunda herkes kendi vicdanıyla baş başa kalır. İnsanlardan saklayabildiğin birçok şeyi vicdanından saklayamazsın. İşte bu yüzden vicdan, insanın en sadık yol arkadaşıdır.

Bir gün bu dünyadan ayrıldığımızda geriye makamlarımız, servetimiz ya da unvanlarımız kalmayacak. İnsanlar bizi malımızla değil, karakterimizle hatırlayacak. Ardımızda bıraktığımız iyilikler, dokunduğumuz hayatlar ve gönüllerde bıraktığımız izler konuşulacak.

Bu yüzden en iyisi olamıyorsan bile iyi ol. Çünkü zaman durmuyor. Ömür beklemiyor. Hayat bir gün mutlaka sona eriyor. Geriye ise yalnızca nasıl bir insan olduğumuz kalıyor.