Paylaş:

“Akraban da olsa cahille ilişkini kes. Çünkü vereceği sıkıntı, sağlayacağı huzurdan fazla olur.”
Bu söz, kulağa sert gelse de hayatın içinden süzülüp gelen bir gerçeği fısıldar. İnsan, çoğu zaman kan bağının her şeye yettiğini sanır. Oysa bazı bağlar, güç vermek yerine yorar; iyileştirmek yerine kanatır.

Cahillik burada yalnızca bilgi eksikliği değildir. Dinlememek, anlamaya çalışmamak, her şeyi bildiğini sanmak, başkasının sınırlarına saygı duymamak da cahilliğin başka yüzleridir. Böyle bir zihinle kurulan ilişki, zamanla insanın iç huzurunu kemiren sessiz bir yük hâline gelir. Sürekli açıklamak zorunda kalmak, kendini savunmak, yanlış anlaşılmak ve değersiz hissetmek… Bunların hepsi, fark edilmeden birikir.

Akrabalık ise çoğu zaman bu yükü taşımaya mecburmuşuz gibi hissettirir. “Ne de olsa aile” denir, “idare et” denir. Oysa insan, kendine en yakın olanlarla birlikteyken nefes alabilmeli, kendisi olabilmelidir. Sürekli gerilen bir ruh hâli, kutsal sayılan hiçbir bağla telafi edilemez.

İlişkiyi kesmek her zaman kavga etmek, düşman olmak demek değildir. Bazen mesafe koymak, insanın kendini koruma biçimidir. Daha az görüşmek, daha az paylaşmak, sınırlarını net çizmek… Bunlar bencillik değil, ruh sağlığının gereğidir. Çünkü huzur, başkasını memnun etmek uğruna feda edilecek bir lüks değildir.

Unutulmamalıdır ki insan, en çok çevresinin ortalamasına dönüşür. Sürekli negatiflik, dar bakış açısı ve anlayışsızlıkla kuşatılmış bir hayat, zamanla en sabırlı kalpleri bile yorar. Bu yüzden seçim yapmak zorundayız: Kan bağı mı, can bağı mı?

Hayat kısa, iç huzuru ise kırılgandır. Kiminle yol yürüdüğüne dikkat etmeyen, nereye vardığını da fark edemez. Bazen en büyük olgunluk, uzaklaşmayı bilmektir. Çünkü insan, ancak huzur bulduğu yerde büyür.