Paylaş:

İnsan ilişkilerinde en büyük yanılgılarımızdan biri, güçlü olmayı her söylenene anında cevap vermek, lafı hiç bekletmeden yerine oturtmak ve karşısındakini susturmak sanmamızdır. Oysa bazen insanın gösterebileceği en büyük güç, söyleyebileceği onlarca söz varken susabilmesidir.

Harvard'lı nöroanatomist Dr. Jill Bolte Taylor'ın çalışmaları üzerinden sıkça aktarılan “90 saniye” yaklaşımı da bu noktada dikkat çekicidir. Bir olay karşısında öfkelendiğimizde bedenimizde güçlü bir biyolojik tepki oluşur. Bu ilk dalganın geçmesine izin vermeden verdiğimiz tepkiler ise çoğu zaman sağlıklı bir değerlendirmeden çok, o anın öfkesiyle şekillenir.

İşte insanın kendisiyle mücadelesi tam burada başlar.

Biri bizi kırdığında, haksızlık yaptığında veya gururumuza dokunduğunda içimizden hemen cevap vermek gelir. Çünkü kendimizi savunmak, haklılığımızı kanıtlamak ve karşı tarafın sözünü boşa çıkarmak isteriz. Dilimiz zihnimizden önce hareket eder. Bir cümle söyleriz, ardından bir başkası gelir. Tartışma büyür, sesler yükselir ve birkaç dakika önce önemsiz görünen bir mesele, geri dönüşü zor bir kırgınlığa dönüşür.

Sonra öfke geçer.

Ve insan çoğu zaman o anda söylediği sözlerin ağırlığıyla baş başa kalır.

“Keşke söylemeseydim.”

İşte bazen tek bir cümlenin pişmanlığı, saatlerce süren tartışmanın kendisinden daha ağırdır.

Toplumda “lafı gediğine koymak”, “çat çat cevap vermek” ve kimseye alttan almamak bir özgüven göstergesi gibi görülüyor. Elbette haksızlık karşısında susmak, her şeyi kabullenmek anlamına gelmez. İnsan gerektiğinde hakkını savunmalı, sınırını koymalı ve kendisine yapılan yanlışa karşı durabilmelidir.

Fakat ne söylediğimiz kadar, ne zaman söylediğimiz de önemlidir.

Öfkenin en sıcak anında verilen cevap ile sakinleştikten sonra verilen cevap arasında büyük bir fark vardır. İlki çoğu zaman yaralamaya, ikincisi ise çözmeye yönelir.

Bu yüzden bazen susmak korkaklık değil, özdenetimdir.

Bazen cevap vermemek, karşımızdakini haklı gördüğümüz için değil; kendi huzurumuzu onun davranışlarına teslim etmek istemediğimiz içindir.

Çünkü her tartışmaya girmek zorunda değiliz.

Her söze cevap vermek zorunda değiliz.

Her haksızlığı aynı anda düzeltmek zorunda da değiliz.

Bazı insanlar sizi gerçekten anlamak için değil, sizi öfkelendirmek için konuşur. Onların kurduğu cümlenin içine girip öfkeyle karşılık verdiğiniz anda, kontrolü kendi ellerinizle onlara teslim etmiş olursunuz.

Oysa bazen yapılabilecek en doğru şey, birkaç dakika susmak ve kendimize şu soruyu sormaktır:

“Ben şu anda haklı olduğumu mu göstermek istiyorum, yoksa doğru olanı mı yapmak istiyorum?”

Bu iki şey her zaman aynı değildir.

Haklı çıkmak insanın egosunu rahatlatabilir. Fakat doğru davranmak insanın vicdanını rahatlatır.

Hayat bize zamanla şunu öğretiyor: Her savaşı kazanmak zorunda değiliz. Bazı tartışmalardan uzaklaşmak kaybetmek değildir. Bazı insanlara cevap vermemek de zayıflık değildir. Aksine, insanın kendi öfkesini yönetebilmesi ciddi bir güç göstergesidir.

Çünkü bağırmak kolaydır.

Kırmak kolaydır.

Ağır konuşmak kolaydır.

Zor olan, canın yanarken bile karşındakinin seviyesine inmemektir.

Zor olan, haksızlığa uğradığını düşündüğün anda bile kendini kaybetmemektir.

Zor olan, dilinin ucuna gelen sözü yutabilmek ve “Bunu şimdi söylersem belki haklıyım ama yarın pişman olabilirim” diyebilmektir.

Belki de gerçek olgunluk tam olarak budur.

İnsan yaş aldıkça her tartışmayı kazanmanın değil, bazı tartışmalara hiç girmemenin huzurunu öğreniyor. Çünkü zamanla anlıyoruz ki bazı insanları ikna etmek mümkün değildir. Bazı sözleri düzeltmek mümkün değildir. Bazı yanlış anlaşılmaları açıklamak da her zaman gerekli değildir.

Bazen insanın yapabileceği en güzel şey, karşısındaki insanı kendi gürültüsüyle baş başa bırakmaktır.

Siz ise sessizliğinize dönersiniz.

Çünkü huzurunuz, bir başkasının öfkesinden daha değerlidir.

Unutmayalım; her cevap verilmesi gereken bir söz değildir. Her savaşılması gereken bir kavga değildir. Her haksızlığa aynı yöntemle karşılık vermek de adalet değildir.

Bazen en güçlü cevap sessizliktir.

Bazen en büyük zafer, karşındakini susturmak değil, kendi öfkeni susturmaktır.

Ve bazen insanın hayatında söylediği en değerli cümle, hiç söylemediği cümledir.

Çünkü insanı güçlü yapan, her düşündüğünü söylemesi değil; söyleyebileceği halde kendini durdurabilmesidir.