← Adsız

Kalbin Eğilirse, Yanlışlar Doğru Görünmeye Başlar..

3 dk. okuma 67 okunma

Hayat bazen insanı öyle sınavlardan geçirir ki, bir süre sonra insanın en büyük mücadelesi başkalarıyla değil, kendi kalbiyle başlar.

Kırılırsın, haksızlığa uğrarsın, güvendiğin insanlar tarafından hayal kırıklığına uğratılırsın. Her yaşadığın acı, sana biraz daha sert olmayı öğretir. Bir noktadan sonra insan, bir daha incinmemek için duvarlar örmeye başlar.

Oysa asıl mesele sertleşmek değil, bütün yaşananlara rağmen insan kalabilmektir.

Çünkü hayatın gerçek mucizesi, seni taşlaştırabilecek kadar ağır şartların içinde kalbini yumuşak tutabilmektir.

İyiliğinin karşılığını göremediğin halde iyilik yapabilmek, kırıldığın halde kırmamayı seçebilmek, sana yapılan yanlışı kendine bahane ederek başkasına aynı yanlışı yapmamak büyük bir erdemdir.

Hepimizin bir yarası, bir kırgınlığı, anlatamadığı bir hikâyesi vardır. Fakat yaşadığımız acılar, bize başkalarını incitme hakkı vermez.

Kırılmış olmak, kırıcı olmayı haklı çıkarmaz.

Haksızlığa uğramış olmak, haksızlık yapmayı meşru kılmaz.

Bize kötülük yapılmış olması, bizim de kötüleşmemizi gerektirmez.

İnsan bazen yanlışları bir anda değil, küçük tavizlerle normalleştirmeye başlar. Önce görmezden gelir. Sonra susar. Ardından kendisine bir gerekçe bulur. Bir süre sonra da dün yanlış bildiği şeyi bugün kendisine haklı göstermeye başlar.

İşte vicdan tam da burada sınanır.

Çünkü vicdan bir anda kaybolmaz. Önce sesi kısılır. Sonra susturulur. En sonunda insan, kendi yanlışını bile doğru olduğuna inandıracak kadar uzaklaşabilir kendisinden.

Bu yüzden insanın zaman zaman kendisine şu soruyu sorması gerekir:

“Ben yaşadıklarım yüzünden mi değiştim, yoksa yaptığım yanlışları yaşadıklarımla mı haklı çıkarmaya başladım?”

Bu sorunun cevabı kolay değildir. Çünkü insan başkalarının hatalarını görmekte çok başarılıdır ama sıra kendi hatalarıyla yüzleşmeye geldiğinde aynı cesareti her zaman gösteremez.

Oysa gerçek olgunluk, kendine de başkasına baktığın kadar dürüst bakabilmektir.

Hayat bizi sertleştirebilir. İnsanlar güvenimizi kırabilir. Değer verdiğimiz insanlar bizi yarı yolda bırakabilir. Bazen iyiliğimiz kullanılabilir, samimiyetimiz yanlış anlaşılabilir.

Fakat bütün bunların sonunda kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Bana yapılanlar beni nasıl bir insana dönüştürdü?”

Çünkü insanın karakteri, her şey yolundayken değil, canı yanarken ortaya çıkar.

Öfkeliyken nasıl konuştuğumuz, güç elimizdeyken nasıl davrandığımız, kimsenin görmediği yerde ne yaptığımız ve bize yapılan kötülüğün karşısında neyi tercih ettiğimiz, aslında kim olduğumuzu gösterir.

Bazen susmak gerekir. Ama her suskunluk erdem değildir.

Bazen konuşmak gerekir. Ama her söz de haklılık değildir.

Asıl mesele, ne zaman susacağını ve ne zaman konuşacağını vicdanınla belirleyebilmektir.

İnsanın içinde iki ses vardır. Biri nefsin sesidir ve “Sana bunu yaptılar, sen de yap.” der. Diğeri vicdanın sesidir ve “Sen onlar gibi olma.” diye fısıldar.

İnsanın asıl imtihanı, işte o iki ses arasında verdiği karardır.

Belki de bu yüzden hayat bize sadece sabretmeyi değil, sabrederken kim olduğumuzu korumayı da öğretir.

Mesafe koyabiliriz ama nefret etmek zorunda değiliz.

Unutabiliriz ama yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı bırakmamalıyız.

Güvenimizi kaybedebiliriz ama bütün insanlığı suçlamamalıyız.

Kırılabiliriz ama kırıcı olmak zorunda değiliz.

Ve en önemlisi, bizi inciten insanların yüzünden kendimizden vazgeçmemeliyiz.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza bizi mutlu etmek için değil, bize bir şey öğretmek için girer. Kimi sabrı öğretir, kimi mesafeyi, kimi susmayı, kimi de insanın kendi değerini bilmeyi...

Fakat hayatımızdan kim geçerse geçsin, geriye dönüp baktığımızda kendimize söyleyebileceğimiz en güzel cümle şu olmalı:

“Bunca şeye rağmen kalbimi kaybetmedim.”

Belki de gerçek güç budur.

Dünyanın sertliği karşısında taşlaşmadan durabilmek...

Kötülük gördüğünde iyiliği terk etmemek...

Haksızlığa uğradığında adaletten vazgeçmemek...

Ve bütün yaralarına rağmen kalbinde hâlâ merhamete yer bırakabilmek.

Çünkü insanı güçlü yapan kalın duvarları değil, o duvarlara rağmen içinde koruyabildiği güzel yürektir.

Hayatın seni sertleştirmesine izin verme. Güçlü ol, ama kalbini kaybetme. Çünkü insanın en büyük kaybı, başkalarını kaybetmesi değil; kendindeki iyiliği kaybetmesidir.