← Hayrettin TÜRKOĞLU

Kalpler Yorulunca Dünya da Daralıyor

2 dk. okuma 75 okunma

İnsanlar aynı sofraya oturuyor ama birbirini dinlemiyor. Aynı evde yaşıyor ama birbirinin yalnızlığını fark etmiyor. Kalabalıkların içinde bile derin bir yalnızlık büyüyor.

Eskiden insanlar dertlerini paylaşacak bir dost arardı. Bugün ise çoğu insan, derdini anlatacak güvenilir bir omuz bile bulamıyor. Tahammül azaldı, anlayış zayıfladı, menfaat samimiyetin önüne geçti. İlişkiler çıkar üzerine kuruldukça güven kayboldu; güven kayboldukça da huzur evlerden, sokaklardan ve gönüllerden çekilmeye başladı.

Teknoloji gelişti, iletişim araçları çoğaldı; fakat gönüller arasındaki mesafeler hiç olmadığı kadar arttı. Birbirimizin sesini duyuyoruz ama yüreğini işitmiyoruz. Herkes konuşuyor, fakat çok az insan gerçekten dinliyor. Herkes görülmek istiyor, ama kimse karşısındakini görmeye vakit ayırmıyor.

İnsan, yaratılışı gereği sadece maddiyatla mutlu olamaz. Daha çok kazanmak, daha iyi yaşamak ve daha fazlasına sahip olmak uğruna ömür tüketirken, ruhunu beslemeyi ihmal ederse içindeki boşluk büyümeye devam eder. Çünkü kalbin ihtiyacı para değil, huzurdur; huzurun kaynağı ise yalnızca Rabbine yönelen bir gönüldür.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur:

"Biliniz ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (Ra'd Suresi, 28. Ayet)

Bu ilahi hakikat, çağlar geçse de değişmeyen en büyük gerçektir. Kalpler dünya sevgisiyle doldukça Allah'ı anmak azalır. Allah'ı anmak azaldıkça merhamet eksilir, sabır tükenir, vicdan sessizleşir. İşte bugün yaşadığımız huzursuzlukların, aile içindeki çatışmaların, dostlukların bozulmasının ve insanların birbirine yabancılaşmasının temelinde biraz da bu manevi uzaklaşma vardır.

Dünya elbette çalışmak, üretmek ve yaşamak için vardır. Ancak dünya, kalbe yerleşecek kadar büyüdüğünde insanı kendi ağırlığı altında ezer. Ahiret unutulduğunda hayatın dengesi bozulur. İnsan her şeye sahip olsa bile içindeki eksiklik hissinden kurtulamaz.

Belki de yeniden kendimize dönmenin vakti geldi. Birbirimizi yargılamadan dinlemeye, kırmadan konuşmaya, affetmeye ve gönül almaya ihtiyacımız var. En önemlisi de Rabbimizle olan bağımızı güçlendirmeye ihtiyacımız var. Çünkü kalbi huzura kavuşturan ne servettir ne makamdır ne de alkışlardır. Gerçek huzur, Allah'a teslim olmuş bir gönülde filizlenir.

Unutmayalım; dünyanın gürültüsü geçicidir, fakat kalbin huzuru ebediyete uzanan en değerli sermayedir. Dünyayı kazanırken ahireti kaybetmeyelim. Çünkü insan, Rabbine yaklaştıkça hem kendini hem de çevresini güzelleştirir. Huzur arayan insanın ilk yönelmesi gereken kapı, Allah'ın rahmet kapısıdır.