İnsan, hayatın karşısında defalarca yenildiğinde bir süre sonra savaşmayı bırakır. Eskiden canını yakan şeylere artık tepki vermez, kendisine söylenen sözleri umursamaz, uğradığı haksızlıkları içine atıp yoluna devam eder. Dışarıdan bakıldığında güçlü görünür. Oysa bazen bu görüntünün ardında güçlenmiş bir insan değil, yorulmuş bir ruh vardır.
Çünkü insanın her şeye alışması, her şeyi kabullendiği anlamına gelmez. Bazen acılar azalmamıştır, yalnızca insan onları içinde taşımaktan yorulmuştur. Gözyaşları dinmiştir ama gönüldeki yaralar kapanmamıştır. Sesini çıkarmıyordur ama bu, yapılanları doğru bulduğu için değildir.
Asıl tehlike de burada başlar. İnsan, kendisini korumak uğruna vicdanının sesini kısmaya, merhametini geri çekmeye, başkalarının acılarına karşı duyarsızlaşmaya başladığında, farkında olmadan kendisinden de uzaklaşır.
Oysa dinimiz bize duygusuz olmayı değil, duygularımızın esiri olmamayı öğretir. Kur'an-ı Kerim'de Âl-i İmrân suresinin 134. ayetinde öfkelerini yenen ve insanları affeden kimseler övülür. Bu ölçü, insanın öfke duymamasını değil, öfkesini haksızlığa dönüştürmemesini esas alır.
Peygamber Efendimizin (s.a.v.) güçlü insanı, öfke anında kendisine hâkim olabilen kişi olarak tarif etmesi de aynı gerçeği ortaya koyar. Demek ki insanın gerçek imtihanı, içinde ne hissettiğinden çok, hissettikleriyle ne yaptığıdır.
Haksızlığa uğradığında öfkelenebilirsin. Bir vefasızlık karşısında kırılabilir, bir kaybın ardından yas tutabilir, bir kötülük karşısında incinebilirsin. Bunların hiçbiri tek başına zayıflık değildir. Zayıflık, bazen öfkenin aklını susturmasına, bazen kırgınlığın vicdanını esir almasına izin vermektir.
Sabır, başına gelenleri sorgulamadan sineye çekmek değildir. Gerektiğinde hakkını ararken adaletten ayrılmamaktır. Affetmek, karşındakinin yaptığını haklı bulmak değildir. Bazen bir insanı affeder, fakat hayatındaki yerini değiştirirsin. Kin beslemezsin ama aynı yanlışa tekrar düşmemek için sınırlarını belirlersin.
Çünkü merhametle kendini korumak birbirine düşman değildir. İnsan hem yumuşak bir kalbe sahip olabilir hem de gerektiğinde kararlı durabilir. Hem affedebilir hem de mesafesini koruyabilir. Her kötülüğe kötülükle karşılık vermemek, kötülüğe boyun eğmek anlamına gelmez.
Hayat insana çok şey öğretir. Kime güveneceğini, nerede susacağını, ne zaman konuşacağını, hangi kapıyı bir daha çalmayacağını zamanla anlarsın. Fakat bütün bu tecrübelerin sonunda kaybetmemen gereken bir şey vardır: Seni sen yapan vicdanın.
Çünkü insanın en büyük kaybı, kendisine yapılan kötülükler değildir. Asıl kayıp, başkalarının kötülükleri yüzünden kendi içindeki iyiliği de öldürmesidir.
