← Hayrettin TÜRKOĞLU

Siyah Olmasaydı, Beyazın Kıymetini Bilemezdik..

3 dk. okuma 22 okunma

“Üzülme” der Mevlana. Belki de hayatın bize öğrettiği en büyük gerçeklerden biri, yaşadığımız her acının ardında henüz göremediğimiz bir anlamın saklı olduğudur.

Hayat boyunca karşımıza çıkan insanlar ve yaşadığımız olaylar, her zaman istediğimiz gibi olmaz. Kimi zaman güvendiğimiz bir insanın ihanetiyle sarsılır, kimi zaman bir yalanın içinde gerçeği arar, kimi zaman da çok sevdiğimiz birini veya sahip olduğumuzu düşündüğümüz bir şeyi kaybederiz. O anlarda insanın içinden “Neden ben?” diye sormak gelir.

Fakat zaman geçtikçe anlarız ki bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bize bir şey öğretmek için girer.

Bize ihanet edenler, sadakatin ne kadar kıymetli olduğunu öğretir. Yalan söyleyenler, doğrunun değerini daha iyi anlamamızı sağlar. Bizi mutsuz edenler, gerçek mutluluğun nasıl bir duygu olduğunu fark ettirir. Kıranlar ise bazen kendi içimizde ne kadar güçlü olduğumuzu gösterir.

Bu yüzden hayatımızdan çıkan herkese öfkeyle bakmak yerine, bıraktıkları derse bakabilmek gerekir.

Çünkü her insanın hayatımızda bir izi vardır. Kimi güzel bir hatıra bırakır, kimi bir yara, kimi ise bir ders. Ama hepsi bizi bugün olduğumuz insana biraz daha yaklaştırır.

Hayat zaten bütün renkleriyle güzeldir.

Siyah olmasaydı beyazın güzelliğini nasıl anlayacaktık? Gece olmasaydı sabahın aydınlığı bize bu kadar huzur verir miydi? Kaybetmeyi bilmeseydik sahip olduklarımızın kıymetini gerçekten anlayabilir miydik?

Bazen hayat elimizden bir şey alır ve biz bunun yalnızca bir kayıp olduğunu düşünürüz. Oysa bazı kayıplar, daha büyük bir başlangıcın sessiz habercisidir.

Kapanan bir kapının ardında başka bir kapı açılır. Bitmiş sandığımız bir yol, bizi hiç düşünmediğimiz başka bir yere götürür. Vazgeçmek zorunda kaldığımız bir şey, belki de bize daha doğru olanı bulma fırsatı verir.

Elbette bunları yaşarken görmek kolay değildir. İnsan acının içindeyken gelecekteki güzelliği göremez. Fakat zaman, bazı cevapları sessizce verir. Dün “neden oldu?” diye ağladığımız bir olayın, yıllar sonra “iyi ki böyle olmuş” dediğimiz bir dönüm noktası olduğunu fark edebiliriz.

Bu yüzden hayatın her sınavında hemen isyan etmek yerine biraz sabretmek, biraz düşünmek ve biraz da teslimiyet göstermek gerekir.

Her şerde bir hayır aramak, yaşanan kötülüğü inkâr etmek değildir. Aksine, yaşadığımız acının bizi tüketmesine izin vermeden ondan bir anlam çıkarabilmektir.

İnsan bazen kaybettikleriyle büyür.

Kırıldıkça daha dikkatli sevmeyi, yalnız kaldıkça kendini tanımayı, yanıldıkça insanları daha iyi anlamayı öğrenir. Her yara insanı zayıflatmaz; bazı yaralar insanın ruhunu derinleştirir.

Belki de hayatın en büyük sırrı budur:

Başımıza gelen her şeyi değiştiremeyiz ama başımıza gelenlerin bizi nasıl bir insana dönüştüreceğine karar verebiliriz.

Öyleyse geçmişin acılarına takılıp kalmak yerine, onlardan aldığımız derslere bakmalıyız. Bizi üzenlere kızgınlıkla değil, bize öğrettikleriyle bakabilmeliyiz. Çünkü bazen en büyük öğretmenlerimiz, hayatımıza en ağır dersleri bırakan insanlardır.

Ve unutmayalım:

Kaybettiğimiz her şey aynı şekilde geri dönmeyebilir. Ama kaybettiklerimizin bize öğrettiği değer, sabır, güç ve olgunluk başka bir surette hayatımıza mutlaka dokunabilir.

Hayatın siyahlarını da beyazlarını da kabul edebildiğimiz gün, yaşamanın gerçek anlamını biraz daha iyi kavrarız.

Çünkü hayat, yalnızca güzel günlerden ibaret değildir.

Asıl güzellik, karanlığın içinden geçerken ışığı arayabilmektir.